Lavanta Gibi: Sessiz Ama Kalıcı
Kimi zaman bir motifte, kimi zaman bir kokuda; hafıza ve kimliğin taşıyıcıları, en çok gözle görülmeyen yerde saklıdır. Ortadoğu coğrafyasında kadının görünmeyen emeği, yüzyıllardır halıların dokusunda, bitkilerin kokusunda ve mekânların hafızasında yaşamaya devam eder.
“Lavanta, sabrın kokusudur” diyen kadim bir söz gibi, bu coğrafyanın kadınları da sabırla, sebatla, yeniden var olmanın yollarını arar. Halı, onların dili olur; lavanta, iç sesleri. Bu yazı, lavantanın direnciyle kadının suskun çığlığını, halıların desenleriyle belleğin izlerini birleştiren bir arayışın ifadesidir.

Halıya Saklanan Ses: İlmekteki Kadın Zamanı
Lavanta, doğası gereği dayanıklı bir bitkidir. Kuraklığa karşı dirençlidir, bastırıldıkça daha güçlü kokar “Ezilen taşın altından su fışkırır” derler ya, lavanta da ezildikçe varlığını daha güçlü duyumsatır. Aynı şekilde Ortadoğu kadınları da tarih boyunca çeşitli baskılara, görünmez kılınmaya ve sessizliğe maruz kalmış; fakat tıpkı lavanta gibi, ezildiklerinde dahi çevrelerine güç ve anlam yaymaya devam etmişlerdir.
Kadının bu direnci, yalnızca biyolojik ya da toplumsal bir varlık olarak değil; aynı zamanda kültürel üretimin taşıyıcısı olarak da kendini gösterir.

Kültürel Üretici Olarak Kadın
Ortadoğu halıları, bu üretimin en somut örneklerinden biridir. Halı, sadece bir eşya değil; mekânın belleğini, kadının kimliğini, yaşanmışlıkların görsel ve dokunsal karşılığını içinde barındıran bir hafıza dokusudur. Her ilmekte bir sabır, her motifte bir dua, her renkte bir kayıp ya da umut saklıdır.
Tıpkı lavantanın toprakla kurduğu ilişki gibi, halılar da mekânla güçlü bir bağ kurar. Kadının dokuduğu halı, sadece evi ısıtmaz; geçmişle şimdi, kadınla toprak, koku ile zaman arasında bir bağ kurar:Halı, kadının iç dünyasının dışavurumu olduğu kadar, yeryüzüyle kurduğu metafizik ilişkinin de bir izidir.

Renk, Koku, Hafıza: Bir Kadın Atlası
Kadın, lavanta ve halı üçü de taşıyıcıdır. Biri kokuyu, biri hafızayı, biri ise zamanı taşır. Her üçü de sessiz görünür, fakat derin anlamlar barındırır. Bu bağlamda Ortadoğu‘da kadının varlığı; yalnızca görünür emekle değil, aynı zamanda dokunduğu ilmek, yaydığı koku ve taşıdığı kültürel mirasla da anlaşılmalıdır.
Bir lavanta gibi kırılgan ama dayanıklı, bir halı gibi narin ama katmanlı…
Ortadoğu kadını kendi hikâyesini ilmek ilmek işler ve kokusunu nesiller boyu yaşatır. “Lavanta gibi sabırla, gül gibi gönülle” derler; bir halının üzerine serilen her beden lavantanın o yoğun kokusunu duyumsar. Ancak o kokunun ardındaki kadını fark etmek, daha derin bir bakışı ve yüreğin tizliğini anlamayı gerektirir.


