Aksa Tufanı İki Yıl Sonra: İsrail’i Zayıflatan Darbe mi, Güçlendiren Kırılma mı?

Hamas’ın 7 Ekim 2023 tarihinde İsrail’e karşı başlattığı Aksa Tufanı Harekatı, ikinci senesine giriyor. Saldırı, namı çok sayıda filme bile konu olan İsrail istihbaratına büyük bir darbe indirdi. Bununla bağlantılı olarak, İsrail’in Gazze Şeridi’nde gerçekleştirmiş olduğu insanlık dışı katliamlar, Tel Aviv’in uluslararası arenadaki itibarını önemli ölçüde zedeledi.

Ancak İsrail 7 Ekim’den sonra, kendisine karşı en büyük tehdit olarak gördüğü Lübnan’daki Hizbullah’ı büyük ölçüde zayıflatmış, ABD diplomasisiyle silahsızlandırma derecesine getirmiştir. Diğer yanda Suriye’de Esed rejiminin çökmesiyle İran’ın Akdeniz’e uzanan Devrim Muhafızları ağı kesilmiştir. İsrail ayrıca, İran’ı doğrudan vurma cesaretine bile kavuşmuştur.

Aradan geçen iki seneye stratejik açıdan bakıldığında, 7 Ekim saldırıları, Tel Aviv’in elini ciddi şekilde kuvvetlendirmiştir.  

İsrail’in kabusu kuzeydeydi: Hizbullah 

Dünyanın en büyük istihbarat birimlerine sahip İsrail’in, 7 Ekim’de kolay bir şekilde saldırıya uğrayabileceğini kimse düşünmüyordu. Binlerce roket fırlatması ve motorlu yamaç paraşütleri ile başlayan saldırılara, 6 binden fazla Filistinli savaşçının katıldığı ve İsrail’e 119 noktadan girdikleri bildirilmişti. 

Tarihsiz bir videodan alınan karede, bir Hizbullah üyesinin İsrail hedefine karşı misilleme saldırısı düzenlediği görülüyor.

İsrail’in karşı saldırılarının sadece Gazze ile sınırlı olacağını kimse beklemiyordu elbette. Çünkü kuzeyde Orta Doğu’nun en güçlü silahlı örgütlerinden biri olarak gösterilen ve İsrail için Hamas’tan daha büyük bir tehdit olduğu bilinen başka bir güç vardı: Hizbullah.  

İran’ın vekil güçlerinden biri olarak gösterilen Lübnan Hizbullah’ı, Aksa Tufanı ve Esed rejiminden önce, Devrim Muhafızları Ordusu’nun “Irak-Suriye bağlantılı koridorunun” Akdeniz’e uzanan en güçlü yapısıydı.  

Zira eski-yeni fark etmez İsrail’deki üst düzey güvenlik ve siyasi yetkilileri, Hamas’ı Hizbullah kadar büyük bir tehlike olarak görmediklerini defalarca dile getirmiştir.    

İsrail’in gözü hep kuzey ve kuzeybatıdaydı: İran’ın Akdeniz’e uzanan kolu  

İsrail’i ilgilendiren diğer önemli konu ise İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun Kudüs Gücü’ne bağlı vekil gruplardı. Bu gruplar özellikle 2011 senesinde Suriye’de başlayan ayaklanmaların ardından gücüne güç katmış, İsrail’in bekası için en büyük tehdit haline gelmişti.  

İsrail o zamandan bu yana İran’dan Irak’a, Irak’tan Suriye’ye ve Suriye’den de Lübnan’a kadar uzanan bu koridoru yıkmak için defalarca girişimde bulundu. Amerika Birleşik Devletleri Merkez Komutanlığı CENTCOM’un da en büyük hedeflerinden biri bu kolu kesmekti.  

Ancak İran’ın Esed rejimi üzerindeki etkisi ve SDG ile Devrim Muhafızları arasında arka planda yürütülen ilişkiler, bu koridorun yıkılmasını olanaksızlaştırıyordu.   

Bu bağlamda İsrail’in Batı’ya kıyasla asıl hedefinin, Esed olmadığı da biliniyordu. Hatta Esed rejiminin yıkılmasından kısa bir süre sonra, Tel Aviv’in Şam ile bu konuyu gizli olarak görüştüğü ortaya çıktı. Gizli istihbarat verilerine göre İsrail saldırılarından uzak durmak isteyen Esed rejimi, İran’ın Şam üzerindeki etkisinden son derece rahatsızdı ve 2022’de İsrail tarafından Suriye’deki İran hedeflerine yönelik saldırılarda kolaylık sağladı. 

Büyük saldırı ne kuzeyden ne de kuzeybatıdan geldi, güneyden geldi! 

2022 senesinde, 1,5 yıl önce ayrıldığı görevinden, ülke tarihindeki en sağcı koalisyonu kurarak başbakanlık koltuğuna yeniden oturan Netanyahu ve kendisine bağlı güvenlik yetkilileri, İsrail’e yönelik büyük bir saldırı olacağına dair seslerini yükseltti. 

Ancak İsrail, 1948 Arap-İsrail Savaşı’ndan bu yana topraklarına yönelik ilk kara saldırısını ne kuzeyden ne de Batı’dan yedi. Bu saldırı 7 Ekim 2023’te güneyden, Hamas’tan geldi.  

7 Ekim’den sonraki İsrail raporlarında da özellikle bu konuya vurgu yapılıyordu: İsrail, Hamas’ı hafife almış, güneyden böylesi büyük bir saldırının gelebileceği ön görülmemişti. 

Saldırıda toplam 1.139 kişi hayatını kaybederken, yaklaşık 250 kişi de esir alındı.  

Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısı sırasında silahlı bir adam silahını doğrultarak koşuyor. Bu ekran görüntüsü, İsrail’deki Kibbutz Alumim’de bir güvenlik kamerası tarafından kaydedilen ve 20 Kasım 2023’te yayınlanan görüntülerden alınmıştır. – REUTERS –

İsrail istihbarat raporlarına göre Hamas, 2016 yılından bu yana bu saldırı için hazırlanıyordu. Hatta saldırı hazırlıklarının 2022’de bittiği ve Yahya Sinvar liderliğinde saldırının aynı aylarda başlatılmasının planlandığı belirtiliyordu.  

Saldırıdan kısa süre sonra ulusa sesleniş konuşması yapan Netanyahu, bunun bir karşılıklı çatışma olmadığını belirterek, Orta Doğu’da büyük bir savaşa girdiklerini duyurdu.  

Hizbullah, savaşın sekizinci gününde, güney Lübnan’dan İsrail’in kuzeyine saldırılara başlayarak savaşa dahil olduğunu açıkladı. Irak ve Yemen’deki vekil gruplardan da kısa sürede İsrail’e karşı hava saldırıları başlamıştı. 

İsrail Büyük Orta Doğu Projesi için Hamas’a 7 Ekim saldırısı için izin vermiş olabilir mi? 

Bugün bu soru çok fazla dillendirilmiş olsa da İsrail istihbarat raporları, İsrail’in geçmişte esirleri için yapmış olduğu bazı eylemler ve Filistin direnişinden gelen raporlar ve açıklamalar, böyle bir şeyin mümkün olmadığını kanıtlıyor.  

İsrail istihbarat raporları, 7 Ekim’in tamamen bir istihbarat zafiyeti olduğunu doğruluyor. Hatta bir raporda, İsrail ordusunun saldırıyı önlemede “tamamen başarısız” olduğu kabul edilmişti.  

İsrail askeri yetkilileri, Hamas’ın İsrail için önemli bir tehdit oluşturmadığını ve büyük çaplı bir savaşa ilgi duymadığını varsaymışlardı. 

Bu yetkililer ayrıca Hamas’ın tünel ağlarının önemli ölçüde zayıflatıldığına ve sınır ötesi herhangi bir tehdidin, İsrail’in ileri teknoloji ürünü ayırma bariyeri tarafından kolayca engellenebileceğine inanıyorlardı. 

Hamas savaşçılarının alışılmadık faaliyetleri gibi uyarı işaretlerine rağmen, İsrail yetkilileri, grubun Gazze’de yönetimi sürdürmeye odaklandığını ve büyük çaplı bir kara harekâtı yerine roketli saldırılarda ısrar edeceklerini belirtiyordu.  

Aksa Tufanı İsrail’in elini kuvvetlendirdi 

Fakat İsrail’in 2 yıl sonra elde etmiş olduğu avantajlara bakıldığında 7 Ekim’deki Aksa Tufanı’ndan büyük ölçüde faydalanmış olduğu görülebilir.  

7 Ekim’den önce İsrail, İran’a doğrudan bir savaşa girecek ve kendisine karşı en büyük tehdit olarak gördüğü Hizbullah’a karşı ciddi bir eylemde bulunabilecek cesarete sahip değildi.  

Filistin direnişine karşı saldırıları sürüyordu, ancak üst düzey liderlerini bu ölçüde ortadan kaldırabilecek bir güce de sahip değildi.  

Elbette İran, Tel Aviv dahil stratejik İsrail bölgelerini bombalayarak caydırıcı gücünü gösterdi. Ancak İsrail’in Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’yi Tahran’da hedef alıp, öldürmesi ve Haziran ayındaki 12 günlük savaşta, yine İran topraklarında Devrim Muhafızları Ordusu komutanlarını ve nükleer bilim adamlarını ortadan kaldırması, İran’ın güvenlik itibarını ciddi ölçüde sarstı. 

Kurtarma ekipleri, İsrail saldırılarının ardından hasarlı bir binanın bulunduğu yerde çalışıyor. Tahran, İran, 13 Haziran 2025. İran Kızılayı Derneği/WANA

Golan Tepeleri’ni kapsayan ve Şam’a çok yakın olan Suriye sınır topraklarında istediği gibi cirit atması, İsrail’in elini kuvvetlendiren diğer bir göstergedir. 1973 yılındaki Yom Kippur Savaşı’ndan bu yana İsrail, kendisine yönelik en büyük tehdidi Suriye ve Lübnan’dan bekliyordu.  

Öte yandan Başbakan Netanyahu dahil hükümetteki aşırı sağcı bakanlar bugün, İsrail’in Büyük Orta Doğu Projesini daha fazla dillendirebiliyor.

Peki bundan sonra İsrail nasıl bir yol izleyecek? İran’la savaş kapıda mı?

Elindeki güce güvenen İsrail’in şu aşamada ateşkes müzakerelerini, Hamas’ın talepleri doğrultusunda kabul etmesi söz konusu değil. İsrail zaten kısa süre önce Gazze şehrini kapsamlı işgal planını onayladı. 

Ateşkes müzakereleri muhtemelen bir kez daha sonuçsuz kalacak. ABD’nin Gazze’den ziyade, tamamen Lübnan’a odaklanmış olması da İsrail üzerindeki baskıyı azaltıyor.  

Washington şuan İsrail’e, sadece Lübnan konusunda baskı yapıyor. ABD İsrail’den, Lübnan hükümetinin kabul ettiği Hizbullah’ı silahsızlandırma planını kabul etmesini ve Lübnan’da işgal ettiği bölgelerden çekilmesini istiyor.  

Hizbullah şu ana kadar Beyrut’un silahsızlanma talebine olumlu yanıt vermedi ancak olurda olumlu bir yanıt verirse İsrail muhtemelen yönünü tamamen Gazze ve İran’a çevirecek. Bu şartlar altında İran ve İsrail arasında yeni bir savaşın çıkması muhtemeldir. 

İsrail’in ayrıca son zamanlarda Irak’la ilgili açıklamaları, olası bir Irak saldırısını da gündeme getiriyor. ABD’nin güçlerini Irak’ın güneyinden çekip, kuzeydeki Kürdistan Bölgesi ve Suriye’deki üslerine taşıması da bu ihtimali arttırıyor.

7 Ekim 2023, yalnızca İsrail ve Filistin arasındaki bir dönüm noktası değil; Orta Doğu’nun geleceğini yeniden şekillendiren bir eşikti. Hamas’ın “Aksa Tufanı” operasyonu, İsrail için büyük bir istihbarat zafiyeti olarak tarihe geçse de, savaşın ikinci yılında gelinen nokta Tel Aviv’in güvenlik stratejilerini beklenmedik biçimde güçlendirdi. Hizbullah’ın zayıflatılması, İran’ın bölgesel ağının kırılması ve Suriye’de elde edilen serbest manevra alanı, İsrail’in elini hiç olmadığı kadar kuvvetlendirdi. 

Ancak bu tablo, bölgede kalıcı bir istikrarın sağlandığı anlamına gelmiyor. Tam aksine, İsrail’in askeri kazanımları, İran’ın bölgedeki varlığını tamamen sona erdirmek için yeni ve daha geniş çaplı bir savaşın fitilini ateşleyebilir. Gazze’deki ateşkes müzakerelerinin başarısız olma ihtimali, Lübnan’daki Hizbullah’ın geleceği ve İran’ın tepkisi, Orta Doğu’nun önümüzdeki yıllarına damga vuracak asıl sorular. 

Bugün gelinen noktada şu açıkça görülüyor: Aksa Tufanı, yalnızca bir saldırı değil; İsrail’in kabuslarını yeniden tanımlayan, bölgedeki dengeleri altüst eden ve yeni çatışmaların öncüsü olabilecek bir kırılma anıdır. Bundan sonraki süreç, İsrail ile İran arasında “kaçınılmaz” denilebilecek bir yüzleşmeye doğru ilerliyor olabilir. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir